TARİHİ GEÇMİŞİ
Çamlıhemşin’in tarihî gelişimi, Doğu Karadeniz’in genel tarihsel çerçevesi içinde değerlendirilmelidir. Bölge, antik çağda Kolhis kültür alanı içerisinde yer almış, ardından Roma ve Bizans egemenliği altına girmiştir. Orta Çağ’da Fırtına Vadisi boyunca inşa edilen savunma yapıları (özellikle Zilkale ve çevresindeki kale sistemleri), Çamlıhemşin’in yalnızca kırsal bir yerleşim olmadığını; askeri ve ticari geçiş yolları üzerinde stratejik bir konum taşıdığını göstermektedir. 8.–15. yüzyıllar arasında Hemşin olarak anılan toplulukların bölgede varlık gösterdiği, bu toplulukların tarihsel süreç içerisinde kültürel ve dinsel dönüşümler yaşadığı bilinmektedir. Yer adları, mimari kalıntılar ve kitabeler, bu çok katmanlı tarihsel yapının izlerini günümüze taşımaktadır (H. H. Simonian, The Hemshin; bölgesel arkeolojik araştırmalar ve Doğu Karadeniz tarih çalışmaları).
Osmanlı idaresine 16. yüzyılda dâhil olan Çamlıhemşin, Trabzon eyaletinin idarî yapısı içinde konumlandırılmıştır. Bu dönemde köy yerleşimleri belirginleşmiş, taş kemer köprüler, ahşap konut mimarisi ve serender gibi yerel yapılar yaygınlaşmıştır. Osmanlı arşiv kayıtları ve mezar kitabeleri, bölgede eğitimli din adamları ve yerel eşrafın varlığını ortaya koymaktadır. Cumhuriyet döneminde “Vice” olarak bilinen yerleşimin adı Çamlıhemşin olarak değiştirilmiş; idari statüsü yeniden düzenlenmiştir. Günümüzde ilçenin tarihsel kimliği, Orta Çağ savunma yapıları, Osmanlı dönemine ait sivil mimari örnekleri ve Hemşin kültür mirası üzerinden okunabilmektedir. Bu yönüyle Çamlıhemşin, Doğu Karadeniz’in etno-kültürel ve mimari sürekliliğini yansıtan önemli yerleşimlerden biri olarak değerlendirilmektedir.
TARİHİ YAPILAR
Çamlıhemşin’deki tarihî yapılar, bölgenin farklı dönemlerde üstlendiği askerî, ekonomik ve kültürel rollerin somut göstergeleri olarak değerlendirilmektedir. İlçenin en bilinen yapılarından biri olan Zilkale, sarp kayalıklar üzerine konumlanmış olup vadi hattını denetleyebilecek bir noktada inşa edilmiştir. Mimari plan şeması, burç düzeni ve hâkim konumu, yapının Orta Çağ savunma mimarisi geleneği içerisinde şekillendiğini göstermektedir. Benzer biçimde çevrede yer alan diğer kale kalıntıları da Çamlıhemşin’in yalnızca bir kırsal yerleşim değil, aynı zamanda tarihsel ulaşım güzergâhlarını kontrol eden bir merkez olduğunu ortaya koymaktadır. Bu savunma yapıları, bölgenin Doğu Karadeniz’deki siyasal ve ticari hareketlilik içinde stratejik bir yer tuttuğunu göstermesi bakımından önem taşımaktadır.
Buna karşılık Osmanlı döneminde gelişen mimari miras daha çok sivil ve kamusal yapılar üzerinden izlenmektedir. Fırtına Deresi boyunca uzanan taş kemer köprüler, dayanıklı malzeme kullanımı ve işçilik özellikleriyle dönemin mühendislik anlayışını yansıtmaktadır. Ayrıca taş zemin üzerine oturtulan ahşap konutlar, geniş saçaklı çatılar ve yükseltilmiş depolama yapıları (serenderler), bölgenin iklim koşullarına uyum sağlayan yerel mimari pratiklerin ürünüdür. Tarihî camiler ve mezarlıklardaki kitabeler ise yalnızca dini yapılar değil, aynı zamanda sosyal yapı, aile adları ve yerel elitler hakkında bilgi sunan epigrafik belgeler niteliği taşımaktadır. Bu bütünlük içinde Çamlıhemşin’in tarihî yapıları, bölgenin kültürel sürekliliğini ve mekânsal hafızasını yansıtan önemli miras unsurları olarak değerlendirilmektedir.
KALELER
Çamlıhemşin ilçesinde yer alan tarihî kaleler arasında Zil Kale ve Kale-i Bala (Başhemşin Kalesi) öne çıkmaktadır. Bu yapılar, Orta Çağ boyunca bölgenin savunma gereksinimlerine yanıt veren askerî mimari örnekleri olarak değerlendirilmektedir. Kalelerin inşa edildikleri dönemden itibaren bölgesel güvenliğin sağlanmasında ve denetim mekanizmalarının oluşturulmasında işlev üstlendikleri anlaşılmaktadır. Zaman içerisinde çeşitli onarım ve müdahalelere konu olmaları, bu yapıların kullanım sürekliliğine sahip olduğunu göstermektedir.
Mimari açıdan incelendiğinde Zil Kale ve Kale-i Bala, işlev temelli savunma anlayışını yansıtan plan ve kütle düzenine sahiptir. Zil Kale, dış surlar, iç kale bölümü ve gözetleme kulelerinden oluşan çok katmanlı yapısıyla öne çıkarken, Kale-i Bala daha sade bir mimari kurgu sergilemektedir. Her iki yapıda da yöresel taş malzemenin tercih edilmesi ve süsleme unsurlarının sınırlı tutulması, askerî işlevin önceliklendirildiğini ortaya koymaktadır. Bu nitelikler, söz konusu kalelerin Doğu Karadeniz savunma mimarisi içerisindeki önemini açık biçimde ortaya koymaktadır.
TAŞ KÖPRÜLER
Çamlıhemşin ve çevresindeki taş köprüler, Doğu Karadeniz’in engebeli arazi koşullarında yerleşik toplulukların ulaşım ihtiyaçlarını karşılamak üzere geliştirilmiş, yerel taş işçiliğinin ve geleneksel inşa yöntemlerinin somut örnekleridir. Dere ve çay geçişlerinde konumlanan bu yapılar, genellikle bölgedeki doğal taşın yerinde işlenmesiyle inşa edilmiş olup, taşıyıcı kemer sistemleri ve düzenli taş örgüleriyle karakterize edilir. Bu köprüler, yalnızca günlük hayatın ve ticari hareketliliğin sürdüğü güzergâhları birleştirmekle kalmamış, aynı zamanda yayla yolları ve mevsimlik göç rotaları üzerinde de kritik bir rol üstlenmiştir. Bu yönleriyle taş köprüler, bölgenin mekânsal düzeninin oluşmasında etkili olmasının yanı sıra, yerel kimliğin ve kültürel belleğin somutlaşmış simgeleri olarak da önem taşır; dolayısıyla bu yapılar, ulaşım altyapısı olmanın ötesinde Çamlıhemşin’in tarihsel sürekliliğini temsil eden değerli kültürel miras unsurlarıdır.Tarihi kaleleri, Osmanlı’dan kalma taş köprüleri, yaylaları ve eşsiz mutfağıyla Çamlıhemşin, ziyaretçilerine geçmişle bugünü iç içe yaşatan bir deneyim sunmaktadır.
YAYLA KÜLTÜRÜ
Çamlıhemşin’in yaylaları, bölgenin doğal yapısı ve yerel yaşam kültürüyle iç içe geçmiş bir mekânsal kimlik oluşturur. Yüksek rakımlı bu alanlar, yaz aylarında hayvancılık ve mevsimlik yerleşim faaliyetleriyle canlı kalır; aynı zamanda bölgenin peyzajında önemli bir yer tutar. Pokut, Sal, Gito, Elevit, Amlakit, Avusor ve Samistal gibi yaylalar, özgün mimarileri, yeşil dokuları ve sisli atmosferleriyle hem görsel hem de kültürel açıdan bölgenin karakterini yansıtan mekânlar olarak öne çıkar. Bu yaylalar, yalnızca fiziksel birer yer olmaktan öte, Çamlıhemşin’in kolektif belleğinde yer eden ve kuşaklar boyunca aktarılan yaşam pratiklerini taşıyan alanlardır.
Yayla yaşamı, sadece üretim faaliyetleriyle sınırlı kalmayıp toplumsal ilişkilerin ve kültürel paylaşımların sürdüğü bir ortamı da ifade eder. Yaz aylarında düzenlenen yayla şenlikleri, horon ve yöresel müzikler eşliğinde gerçekleşen buluşmalarla toplumsal bağları güçlendirir ve bölgenin kültürel belleğinin canlı tutulmasına katkı sağlar. Yaylalarda kurulan pazarlarda yerel ürünlerin sergilenmesi ve yöresel tatların sunulması, ziyaretçilere hem üretim süreçlerini gözlemleme hem de bölge mutfağını deneyimleme fırsatı sunar. Bu açıdan yaylacılık, Çamlıhemşin’de hem günlük yaşamın bir parçası hem de mekânsal kimliğin ve kültürel belleğin sürekliliğini sağlayan önemli bir pratik olarak değerlendirilebilir.
MÜZİK KÜLTÜRÜ
Doğu Karadeniz’in yayla merkezli yaşam biçimi, bölgenin müzik kültürünün temel belirleyicisi olmuştur. Dağlık coğrafya, kapalı yerleşim alanları ve toplu üretim anlayışı, müziğin bireysel bir uğraş olmaktan çok topluluk temelli bir ifade biçimi olarak gelişmesine zemin hazırlamıştır. Bu bağlamda müzik, yalnızca eğlence amacı taşımamış; çalışma süreçlerinde, toplu buluşmalarda ve sosyal ritüellerde işlevsel bir rol üstlenmiştir. Ritmik yapı, ezgisel çeşitlilikten daha ön planda tutulmuş, müzik beden hareketiyle doğrudan ilişkilendirilmiştir.
Bölgede oluşan bu müzik anlayışı, insan sesiyle uyumlu bir yapı sergiler. Ezgiler dar ses alanlarında dolaşır ve tekrar eden motiflerle güç kazanır. Bu özellik, müziğin uzun süre kesintisiz icra edilmesine imkân tanırken, topluluğun ortak bir ritimde buluşmasını da sağlar. Böylece müzik, kültürel belleğin aktarımında önemli bir araç hâline gelmiş ve kuşaklar boyunca sürekliliğini korumuştur.
TULUM’UN HİKAYESİ
Tulum, Karadeniz Bölgesi’nin özellikle Rize ve Artvin illeri çevresinde yaygın olarak icra edilen, yöresel özellikler taşıyan nefesli bir halk çalgısıdır. Başta Rize’nin Çamlıhemşin, Hemşin, Ardeşen ve Fındıklı ilçeleri ile Artvin’in Arhavi, Hopa ve Borçka bölgelerinde yoğun olarak görülmekle birlikte, Kaçkar Dağları’nın güney kesimlerinde yer alan Erzurum, İspir ve Ardahan çevresinde de tulum icrasına rastlanmaktadır. Karadeniz sahil şeridinden iç bölgelere doğru gidildikçe kullanım sıklığı azalmaktadır. Gövdesi çoğunlukla oğlak ya da keçi derisinden yapılan tulum, bu özelliğinden hareketle farklı dillerde benzer anlamlar taşıyan adlarla anılmış ve bölgesel kullanıma göre çeşitli yapısal özellikler kazanmıştır.
Tulumun kökeni konusunda kesin bir yargıya varılamamıştır. Orta Asya kökenli bir Türk çalgısı olduğu görüşü ile Hemşinliler ve Lazlar tarafından geliştirilen yerel bir çalgı olduğu düşüncesi günümüzde hâlâ tartışma konusudur. Antropolojik ve etnomüzikolojik çalışmaların yetersizliği, bu tartışmanın netlik kazanmamasına neden olmaktadır. Tulum, altı sesli bir yapıya sahip olup klasik müzik sistemindeki tam nota dizisinden farklılık göstermektedir. Ancak bu durum bir eksiklik olarak değerlendirilmemelidir. Aksine, tulumun ses sistemi, icra edildiği bölgenin müzikal yapısı ve yöresel ezgi anlayışıyla uyumlu biçimde şekillenmiştir.
Tulum, geleneksel yaşam içerisinde önemli icra ortamlarına sahiptir. Yayla şenlikleri olarak bilinen vartevorlarda, tulum eşliğinde horonlar oynanmış, toplu eğlenceler düzenlenmiş ve bu etkinlikler günlerce sürmüştür. Aynı şekilde köy düğünlerinde de tulum, düğün alaylarından gelin çıkarma törenlerine kadar sürecin merkezinde yer almıştır. Düğünlerde tulum eşliğinde yapılan horonlar sabaha kadar devam etmiş, bu çalgı toplumsal birlikteliğin ve kültürel aktarımın önemli bir unsuru hâline gelmiştir. Bu yönüyle tulum, yalnızca bir müzik aleti değil, yöresel kültürün sürekliliğini sağlayan temel öğelerden biridir.
2024 yılında Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından, 76 yıldır tulum çalan Çamlıhemşinli Remzi Bekar'a 'Yaşayan İnsan Hazinesi' ödülü verildi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Yaşayan Miras ve Kültürel Etkinlikler Genel Müdürü Sayın Selim Terzi, Rize Valisi Sayın İhsan Selim Baydaş’ı ziyaret ederek, UNESCO tarafından İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirasının Temsili Listesi'ne kaydedilen tulum için verilen beratı takdim etti.
Horon: Karadeniz’in Hareketli Dansı
Horon, Karadeniz’in en bilinen halk oyunlarından biridir. Diz dize, omuz omuza oynanan bu dans, hızlı temposu ve ritmik ayak hareketleriyle büyük bir enerji gerektirir. Horon oynayan topluluk, tulumun temposuna ayak uydurarak senkronize bir şekilde hareket eder. Bu dans, bireysel yetenekten çok kolektif bir uyum gerektirdiğinden, bölge insanının birlikteliğini ve dayanışmasını simgeler.
Tulum ve Horonun Kültürel Önemi
Çamlıhemşin’de horon ve tulum sadece bir eğlence aracı değil, aynı zamanda geçmişten gelen bir mirasın yaşatılmasıdır. Bölgede düzenlenen yayla şenlikleri, düğünler ve festivallerde tulumun sesi duyulduğunda herkes kendini horonun ritmine kaptırır. Bu gelenek, yeni nesillere aktarılarak yaşatılmaya devam etmektedir.
Tulum ve horon, Çamlıhemşin’in kültürel kimliğini oluşturan en önemli unsurlardan biridir. Doğa ile iç içe bir yaşam süren bölge halkı, müziği ve dansı birleştirerek coşkulu bir yaşam tarzı geliştirmiştir. Tulumun ezgileriyle atılan her adım, Karadeniz’in sonsuz enerjisini ve özgürlüğünü hissettirmeye devam etmektedir. Çamlıhemşin’e yolunuz düşerse, bir horon halkasına katılıp tulumun büyüleyici ritmiyle kendinizi Karadeniz’in ruhuna bırakmayı unutmayın!
GELENEKSEL YEMEK KÜLTÜRÜ
Çamlıhemşin mutfağı, Doğu Karadeniz’in yağışlı iklimi ve dağlık yapısının şekillendirdiği özgün bir yemek kültürüne sahiptir. Bölgedeki tarımsal üretimde mısır ve karalahana ön plandadır; yaylacılık geleneği ise tereyağı ve kolot peyniri gibi süt ürünlerinin mutfakta yoğun kullanımını beraberinde getirir. Dere ve deniz balıkçılığı sayesinde özellikle hamsi, birçok tarifte temel malzeme olarak yer alır. Bu mutfak kültürü, hem doğal çevreyle uyumlu hem de kuşaktan kuşağa aktarılan geleneksel tariflerle kimliğini korumaktadır.
Bölgenin engebeli topoğrafyası ve yoğun yağış rejimi, üretim desenini doğrudan etkileyerek buğday yerine mısırın temel tahıl ürünü olarak benimsenmesine yol açmıştır. Bu durum, mısır ekmeği, haşıl ve muhlama gibi yemeklerin gündelik beslenmede belirleyici olmasını sağlamıştır. Karalahana ise yalnızca bir sebze değil, aynı zamanda kışlık hazırlık kültürünün de önemli bir parçasıdır; çorba, sarma ve kavurma gibi farklı pişirme teknikleriyle değerlendirilir. Yayla yaşamının etkisiyle hayvansal ürünler, özellikle tereyağı ve yöresel peynirler, yemeklerin lezzet profilini belirleyen temel unsurlar arasında yer alır. Mevsimselliğe dayalı tüketim anlayışı, yerel üretim pratikleri ve aile içi sözlü aktarım yoluyla sürdürülen tarif geleneği, Çamlıhemşin mutfağını Doğu Karadeniz gastronomisi içinde özgün ve sürdürülebilir bir kültürel miras hâline getirmektedir.
Uzm. Restoratör Nimet Hacısüleymanoğlu Alçın